1-MEVLÂNA CELÂLEDDİN RUMî’NİN HAYATI
*Dr. Naci Bakırcı Türk İslam tasavvuf tarihinin en önemli şair ve düşünürlerinden olan Mevlâna Celâleddin Rumi, Afganistan sınırları içerisinde bulunan Belh şehrinde doğmuştur. Yazılı kaynaklarda Mevlâna’nın 30 Eylül 1207 yılında doğduğu kabul edilmektedir. Babası, Belh’in ünlü alimlerinden Sultan-ül Ulema ünvanı ile tanınmış Muhammed Bahâeddin Veled’dir. Mevlevi kaynaklarında Muhammed Bahâeddin Veled’in Sulltan-ül Ulema ünvanını alması rabbani bir işaret olarak anlatılmaktadır. “Bir gece Belh’de bulunan, müfti, müderris, hatip 300 kişi rüyalarında Hz. Peygamberi görmüşlerdir Peygamber onlara “ Bundan sonra Muhammed Bahâeddin’e Sultan-ül Ulema diyeceksiniz” demiştir. Annesi, Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun’dur. Sultan-ül Ulema Bahaeddin Veled, kıskançlıklar ve Harzemşahların siyasi baskılarından dolayı eşi Mümine Hatun’u oğlunu ve yakınlarını yanına alarak 1211 yılında Belh’ten ayrılmıştır. Sultan-ül Ulema’nın Belh’ten ayrılmasında Muhammed Harzemşah’ın tertibi etkili olmuştur. “Bir sabah devlet memurlarının kale kapısının anahtarlarını Sultan-ül Ulemaya getirdikleri “ bir postta iki sultan yaraşmaz ve bir ormanda iki arslan bağdaşmaz. Eğer saltanak sürmek istiyorsan işte kalenin anahtarları. Saltanatları mübarek olsun diyorlar.” Bu hadise üzerine Sultan-ül Ulema kıymetli kitaplarını ve ailesini alarak Belh’ten ayrılmıştır. Kaynaklarda bunun gibi hikayelerle birlikte göç sebebinin yaklaşan moğal istilası olduğu yönünde bilgiler de bulunmaktadır. Mevlana’nın bu yolculukta 5-6 yaşlarında olduğu tahmin edilmektedir. Göç yolculuğuna çıkan aile önce Nişabur’a varır. Nişabur’da Sultan-ul Ulemanın Ferideddin Attar ile görüştüğü Ferideddin Attar’ın çocuk yaştaki Mevlana’nın bilgi ve zekasını takdir ederek, Esrarnâme adlı eserini hediye ettiği ve Sultan-ül Ulemaya “ Umarım ki yakın zamanda senin bu oğlun âlemde yanacak gönüllere ateş verir.” dediği ifade edilmektedir. Nişabur’dan Bağdat’a giden aileye, Bağdat’ın girişinde nereden gelip nereye gittikleri sorulmuştur. Bahaeddin Veled “ Allah’tan geldik, gene ona gidiyoruz, Allah’tan başka kuvvetimiz yoktur”, demiştir. Bu sözü duyanlar Şeyh Şahabeddin-i Suhreverdiye götürüp söylediklerinde Şeyh bu sözü Belhli Baheddin’den başkası söyleyemez diyerek Sultan-ül Ulemayı karşılamış ve Müstansiriye Medresesinde misafir etmiştir. Sultan-ül Ulema 3 gün Bağdat’ta kaldıktan sonra Kûfe yoluyla Mekke ve Medene’ye giderek Hac farizasını yerine getirdikten sonra Şam’a uğramıştır. Şam’da Muhyiddin Arabi ile görüşen Sultan-ül Ulemanın yanındaki Mevlana’ya Muhyiddin Arabi’nin “ Sübhanallah, bir deniz bir gölün arkasına düşmüş gidiyor” dediği rivayet edilmektedir. Şam’dan sonra Anadolu’ya gelen aile, Malatya’da bir süre kaldıktan sonra Karaman’a yerleşmiştir. Karaman’da Emir Musa, Sultan-ül Ulema için bir medrese yaptırmıştır. Mevlâna Karaman’da Lala Şerefeddin Semerkandi ismindeki bir alimin kızı olan kızı Gevher Hatunla evlenmiştir. Bu evlilikten Sultan Veled ile Alaeddin Mehmet dünyaya gelmişlerdir. Karaman’da Sultan-ül Ulema Bahaeddin Veled’in eşi Mümine Hatun ile oğlu Muhammed Alaeddin Çelebi vefat etmiştir. Mevlâna’nın annesi ile birlikte ağabeyi Muhammed Alaeddin için Karaman’da Aktekke Cami olarak bilinen yerde bir türbe yaptırılmıştır. Burada ayrıca Mevlana’nın soyundan gelen 21 kişinin daha mezarları bulunmaktadır. Bahaeddin Veled karısının ve oğlunun acı hatıralarını saklayan Karaman şehrinde daha fazla durmak istemiyerek Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat’ın daveti üzerine Konya’ya yerleşmiştir. Bununla ilgili olarak “ Sultan-ül Ulema’nın Karaman’dan Konya’ya gelmekte olduğu haberi alınınca, bütün kalem erbabı ve ilim sahipleri, Konya ahalisi ile birlikte şehir girişinde karşılamaya çıktılar. Sultan Alâeddin uzak bir mesafeden atından indi, gidip Sultânü’l Ulema’nın dizini öptü. Baha Veled’in de kendisine elini uzatıp sıkmasını istedi. Fakat Baha Veled’in eli yerine asasını uzattığı” anlatılmaktadır. Mevlâna’nın oğlu Sultan Veled ise İptidaname isimli eserinde; Baha Veled’in Alaeddin Keykubat’ın veya onun adamları tarafından davet edilmeden Konya’ya geldiklerini, Baha Veled’in Konya’da vaazlar vermeye başlamasından sonra Sultanın emirleri ile birlikte ziyaretine geldiğini, vaazını dinlediği, bu ziyaretlerin sıklaşması sonunda Alaeddin Keykubat’ın “ Ben bu zatın hallerini gördükçe sıtkım, imanım artıyor, onun heybetinden içim titriyor, onu görünce korkuyorum” dediğini anlatmaktadır. Baha Veled Konya’da iki yıl kadar yaşadıktan sonra 1231 tarihinde ölmüştür. Ölümü üzerine Alaeddin Keykubat’ın Gül Bahçesi olan bugünkü mezarına defin edilmiştir. Mevlâna babasının ölümünden sonra bir yıl mürşitsiz, şeyhsiz yaşamıştır. Ondan sonra Seyyid Burhaneddin Konya’ya gelmiştir. Mevlâna Seyyid Burhaneddin’den zahir ilimler ile birlikte tasavvuf ilmini almıştır. Konya medreselerinde ve camilerinde dersler anlatan Mevlâna, 1244 yılında Konya’ya gelen Muhammed Şemseddin Tebrizi adlı dervişle karşılaşmıştır. Şems ile Mevlana’nın karşılaştıkları yer “Mercül Bahreyn” iki denizin kuçaklaştığı yer olarak adlandırılmıştır. Burası Alâeddin Tepesi’nin doğusunda yer alan sokağın ön tarafıdır. Mevlana’nın bu karşılaşmadan çok önceleri Şems ile Şam’da karşılaşkıkları Eflaki”de; “ Şam çarşısında başında külah bulunan bir adamın Mevlâna’nın elini elini öperek Ey manalar âleminin sarrafı beni bul, beni anla deyip kalabalığa karıştığını ve bu adamın Şems olduğu” anlatılmaktadır. Şems’in Konya’ya gelmesiyle alakalı olarakta yine Eflaki’de ; “ Şems’in Tanrı’ya beni dostlarınla buluştur, onlarla görüştür diye yalvardığı, bir gece rüyasında seni erenlerden birisiyle sohbet arkadaşı yapacağım dendi. Nerde o veli diye sorduğu ve ertesi gece bir rüya daha gördüğünde o velinin Rum ülkesinde olduğunun söylendiği” hikaye edilmektedir. Mevlana’nın Şems ile Konya’da karşılaşmaları ise kaynaklarda şu şekilde ifade anlatılmaktadır. “ Şekerciler Hanı’nda bir ada kiralayan Şems halkın kendisini zenğin bir tüccar sanması için odasının kapısına 2-3 dinar değerinde bir kilit asarak anahtarını da destarının ucuna bağlayarak şehri gezerken, Mevlâna’nın İplikçi Medresesi’nden çıkarak katırına binmiş ve yanında öğrencileri ile birlikte giderken ansızın Şems’in ona tesadüf ettiği, Mevlâna’dan acaba Hazreti Muhammed mi büyüktür, yoksa Bistamlı Bayezit mi? diye sordu. Mevlâna , bu nasıl sorudur?. Dedi. Hazreti Muhammed peyğamberlerin sonudur. Bayezid’in burada sözü mü olur. Şemseddin dedi ki, Muhammed neden “ Biz seni tambir bilgi ile bilmedik”. Bayezit ise “ ben kendimi tenzih ederim, benim şanım ne kadar uludur, diyor.” Mevlâna Muhammed, günde yetmiş makam aşıyordu. Her makam ve mertebeye varınca evvelki makam ve mertebedeki bilgisinden istiğfar ediyordu. Bayezit ise vardığı makamın ululuğundan kendisinden geçti de o sözü söyledi.” (Şems’le Mevlâna’nın karşılaşmaları hakkında daha pek çok hikaye bulunmaktadır.) Bunun üzerine Mevlâna, Şemseddin Tebrizi ile Selahaddin Zerkubi’nin hüçresinde altı ay halvet ettikleri, Bu beraberlikte Mevlâna, Şems ile kaynaşmıştır. Bu kaynaşma Mevlâna’ya derslerinden el çektirmiş, halkla yaptığı sohbetlerinden ayırmıştır. Bütün gününü Şems ile geçirmeye başlayan Mevlâna, Şems’ten ilm-i ledü’nün derinliklerini öğrenmeye başlamış, onda mutlak varlığın kemâlini görmüştür. Şems Mevlâna’nın evlatlığı Kimya Hatun ile evlenmiştir. Kaynaklar da Mevlâna’nın oğlu Alaeddin Çelebi’nin bu kızı istediği yönünde bilgiler bulunmaktadır. Mevlâna’nın Şems ile olan birlikteliğinden rahatsız olanların bir gece Şems’i öldürüp kuyuya attıkları da Sultan Veled’in eşi Fatma Hatundan nakledilmektedir. Şems Türbesi 1950 yılına kadar makam türbesi olarak bilinirken Mehmet Önder’in Müze Müdürlüğü döneminde bura da yaptığı çalışmalar da Türbenin mezar odasını bulduğu ve bura da bir kuyunun bulunması Şemsin öldürülmesiyle alakalı olarak anlatılan hikayelerle örtüşmektedir. Günümüzde Mevlana Müzesi’ne ziyarete gelenler Şemsin Türbesini’de ziyaret etmektedirler. Şemsin ölümünden sonra Mevlâna Şems’te ki tecellileri Selahaddin Zerkubi’de görmüş, dostlarını ve müridlerini ona itaat ettirmiştir. Sipaslar da, “Mevlâna’nın bir gün Selahhaddin’in kuyumcu dükkanının önünden geçerken onun çekiç vuruşundan cezbelenip sema yapmaya başladığını, Selahahaddin’in de bu hali görüp çekiç altındaki altının ziyan olacağını düşünmeden çıraklarına çekiçleri vurmaya devam etmelerini istediği Mevlâna ile birlikte sema yaptıkları” anlatılmaktadır. On yıl Mevlana ile birlikte olan Selahaddin Zerkubi 1258 yılında ölmüştür. Cenazesi Mevlâna’nın babası Baha Veled’in yanına gömülmüştür. Mevlâna Selahaddin’in ölümü üzerine şu gazeli söylemiştir.
“ Ey ayrılığın acısıyla yerin, göğün ağladığı, zat! Senin için gönül kanlara boyandı, akıl ve can inledi.” Selahaddin’in ölümü üzerine Mevlâna, Çelebi Hüsameddin ile birlikte olmuş onu kendisine halife seçmiştir. Bu dönemde Mevlâna Çelebi Hüsameddin’e büyük bir bağlılıkla bağlanmış ona büyük saygı göstermiştir. Çelebi Hüsameddin birgün Mevlâna’ya “ Gazellerinin çokluğundan bahsederek Senaî’nin İlahinamesi veya Ferideddin Attar’ın Mantık al tayr tarzında bir eser meydana getirmesini istediği, bunun üzerine Mevlâna’nın başındaki sarığının arasından bir kağıt çıkardığı kağıtta Mesnevi’nin ilk on sekiz beytinin yazılmış olduğunu, Çelebiye sen yazarsan ben söylerim dediği böylece Mesnevinin yazılmaya başlandığı” mevlevi kaynaklarında anlatılmaktadır. Mevlâna 17 Aralık 1273 yılında vefat etmiştir. Ölümü, Konya’da büyük üzüntü yaratmıştır. Her dinden ve her mezhepten insanlar onun için gözyaşı dökmüştür. Cenaze töreni ibtidaname’de şöyle anlatılmaktadır. “ Şehirde ne kadar halk varsa, büyük küçük hepsi ağlıyor, hıçkırıyordu. Rum ve Türk köylüleri onun eleminden göğüslerini yırtıyorlardı. Bunlar ihsana mazhar olmak için değil, hepsi de gönüllerindeki muhabbetin şevki ile gelmişlerdi. Hrıstıyanlar ona bizim İsa’mız odur,Museviler Musa’mız odur diyorlardı. Müslümünlar ona O peygamberin nuru ve sırrıdır. Faziletlerin sonsuz denizidir” diyorlarmış. Cenaze akşama yakın musallaya varabilmiştir. Mevlâna’nın vasiyeti üzerine cenaze namazını kıldırmak üzere Şeyh Sadreddin Konevi imamlık etmek için tabutun önüne geldiğinde üzüntüsünden bayılacak gibi olmuştur. Bunun üzerine cenaze namazını Kadı Sıraceddin kıldırmıştır. Mevlâna’nın cenazesi Gül Bahçesi’nde babasının mezarının baş ucuna defin edilmiştir. Mevlâna’nın ölümü üzerine sipehsalar şu ağıdı yakmıştır. “ O göklerin güneşi battı, toprağa girdi. Her an başıma topraklar saçmayayım da ne yapayım ben. Bahar kekliği yeşillikten uçup gitti. Neden bahar bulutu gibi ağlayıp inleyerek çoşmayayım ben. Kainatı aydınlatan ışık yandı, eridi, söndü. Bugünden sonra gündüzüm gece olmaz da ne olur.” Eflaki Dede’nin anlattığına göre, Mevlâna’nın ölümünden sonra üzüntü veren bir hadisede şu olmuştur. “ Mevlanâ’nın ölümü üzerine kedisinin bir şey yemeden içmeden yedi gün sonra öldüğü hikaye edilmektedir. Kedi Mevlâna’nın kızı Melike Hatun tarafından kefenlendikten sonra türbe civarına gömülmüştür.” Mevlâna Müzesi’nde yer alan mezar sandukalarının arasında bulunan küçük mermer sandukaya, Mevlâna’nın kedisinin sandukası denmektedir. Ancak bu olayın aslını rahmetli Mehmet Önder’den öğrenmiştim. Kendisine küçük mermer sandukanın Mevlana’nın kedisine ait olduğu yönünde hikayeler duyduğumu bunun üzerine sandukada bulunan yazıları Mehmet Eminoğlu hoca ile birlikte okuduğumuzu, bunun 16.yy. a ait bir çoçuk sandukası olduğunu söylediğimde Mehmet Önder hikayenin devamını anlattı: “Müze Müdürü iken sandukayı Üçler Mezarlığı’nda bulduğunu, kaybolmaması için, müzeye getirerek sandukaların arasına koyduğunu” ifade etmiştir. Mevlânın dostları, hayranları Mevlâna’nın ölümünü bir ayrılık gecesi değil, vuslat gecesi olarak kabul etmişlerdir. Bunun için bu geceye Şeb- i Arus Düğün Gecesi adını vermişlerdir. Mevlâna’nın Mesnevi, Divan-ı Kebir, Fihi Mâfih, Mecalis-i Seb’a, Mektubat isimli eserleri bulunmaktadır. Mesnevi 14.yy.dan günümüze kadar tasavvuf sahasında en fazla okunan eserlerden birisi olmuştur.
Copyright © Kontured| Konya Profesyonel Turist Rehberleri Derneği, Mevlana, Hz. Mevlana, Karatay, karatay medresesi, mevlana müzesi, ince minareli medresesi, ince minare medresesi, çatalhüyük, kilistra, listra, lystra, Sahip ata, konya turları, konya, hitit, mevlevi, Tüm hakları saklıdır. Yayınlanma: 2008-11-18 (1201 okunma) [ Geri Dön ] |